Kayserispor’un bu maçtan çıkarması gereken ders de yalnızca hakemin son düdüğü ne zaman çaldığıyla sınırlı değildir.
Hakemin kararlarını tartışalım. Fakat kendi kararlarımızı da aynı açıklıkla masaya koyalım.
Başkan Ali Çamlı’nın maç sonundaki öfkesi anlaşılır. Kazanmaya bu kadar yaklaşmışken gelen gol, herkesin canını yaktı. Ancak “Art niyet arıyorum” demek ağır bir iddiadır. Böyle bir iddianın arkasını somut tespitlerle doldurmak gerekir. Hakemin kişiliğine yönelen sözler, tartışmalı kararların açıklığa kavuşmasını sağlamaz.
Başkanın yapması gereken; tartışmalı pozisyonları, zaman kayıplarını ve uzatma hesabını görüntülerle ortaya koyup kulübün hakkını takip etmektir. Aynı kararlılığı, takımın neden skoru koruyamadığını sorgularken de göstermelidir.
Atilla Gerin’in “Bir buçuk dakika nedir?” itirazı da incelenmelidir. Ancak eklenen süreyi ve o bölümdeki duraklamaları ayrıntılı değerlendirmeden “Maç bitmişti” hükmü veremeyiz. Teknik heyetin cevaplaması gereken başka bir soru daha var: Kayserispor, son düdüğe kadar oyunun içinde kalmayı neden başaramadı?
Çünkü şampiyonluk isteyen takımın hazırlığı, beklediği bitiş dakikasına kadar değil, hakemin son düdüğüne kadar sürmek zorundadır.
Maçın tamamını kötü oynanmış gibi göstermek de doğru olmaz. Kayserispor yüzde 53 topla oynadı, 480 pas yaptı, yedi korner kullandı. Moreno ile tehlike üretti, Benhur’un hazırladığı pozisyonda Seferi ile öne geçti. Bunlar sahada bir üretim olduğunu gösteriyor.
Sorun, üstünlüğü bulduktan sonra o üretimi ve oyun dengesini sürdürememek.
Topa daha fazla sahip olmak, maçın en kritik bölümünü kontrol ettiğiniz anlamına gelmiyor. Öne geçtikten sonra rakibi geride tutamıyor, kazandığınız topları yeniden kaybediyor ve çıkış yollarınızı azaltıyorsanız, savunmanın üzerindeki yük giderek büyür.
Atilla hocaya eleştirim burada.
Görkem ve Benhur’un 68. dakikada, Seferi’nin 79. dakikada oyundan alınması; takımın pas bağlantıları, hücum tehdidi ve ileride top tutma gücü üzerinden değerlendirilmelidir. Oyuncu değiştirmek yalnızca yorulanın yerine dinç olanı sokmak değildir. Çıkan oyuncunun yaptığı işi kimin, nasıl üstleneceğini de planlamaktır.
Hasani ve Murat’ın sakatlıkları elbette teknik heyetin seçeneklerini daralttı. Bu gerçeği yok sayamayız. Fakat daralan seçenekler, yapılan tercihlerin sonuçlarını tartışmamıza engel değildir.
Hocanın önceliği, öne geçen takımın sahadaki mesafelerini korumak olmalı. Orta saha savunmanın içine gömülmemeli; ileride kazanılan topu saklayacak, arkadaşlarının çıkmasını sağlayacak bir bağlantı mutlaka kalmalı. İkinci golü aramak da bütün takımla kontrolsüzce ileri koşmak değildir. Doğru yerleşimle rakibe tehdit oluşturmak, skoru korumanın da bir yoludur.
Talha Sarıarslan’ın 87. dakikada kaçırdığı fırsata gelince…
O pozisyon, şampiyonluk hedefi olan bir takımın forvetinden gol bekleyeceği pozisyondur. Eleştiri bundan kaçamaz.
Ancak “Boş kaleye atamadı” diyerek pozisyonu yanlış anlatmayalım; kalecinin kurtardığı bir vuruştan söz ediyoruz. Talha’nın bitiriciliği sorgulanır, sonradan girdiği maçlarda sağladığı katkı sorgulanır. Fakat bir futbolcuyu aşağılamak, performans değerlendirmesi değildir.
Talha’dan beklenti de artık yalnızca potansiyel üzerinden kurulamaz. Aldığı süreyi gol, doğru koşu, top saklama ve hücuma katkıyla değerlendirmesi gerekiyor. Teknik heyet ile yönetim de bu katkının hedefe yetip yetmediğine açıkça karar vermeli.
Buna karşılık, kaçan gol bütün sorumluluğu tek oyuncuya yüklemez. Son kornerde Atınç’ın indirdiği topa ve arka direkte Biraschi’nin vuruşuna engel olunamadı. İlk topun savunulması, ikinci topun takibi ve arka direk paylaşımı birlikte incelenmeli. Bir pozisyonu kaçırmakla diğer uçta gol yemek arasında, takımın yerine getirmesi gereken savunma görevleri vardır.
Transfer konusunda da ölçümüz isim sayısı değil, ihtiyaç olmalı.
Orta sahaya baskı altında pas yapabilen, top kazanabilen ve oyunu iki yönde taşıyabilen oyuncular gerekiyor. Santrfor takviyesi mevcut hücum hattına gerçek bir alternatif sunmalı. Yedek kaleci ihtiyacı da mevcut kalecilerin yeterliliği üzerinden teknik olarak değerlendirilmeli. Notlarda dile getirilen FIFA dosyası transferin önünde fiilî bir engel oluşturuyorsa, yönetim durumunu açıklayıp çözümünü önceliklendirmeli.
“İki üç oyuncu gelirse kesin şampiyon oluruz” rahatlığına da kapılmayalım. İyi transfer, doğru oyun yönetimiyle sonuç verir.
Beş haftada 10 puan, üstelik üç deplasman oynanmışken, paniği gerektiren bir tablo değildir. Ancak bu başlangıç, eksikleri ertelemenin gerekçesi de olamaz. Doğrudan yükselmeyi hedefleyen takım, ilk iki sıra için yarıştığını bilerek hareket etmeli. “Zamana ihtiyacımız var” sözünün karşılığı, her hafta sahada görülen bir gelişim olmalıdır.
Kayserispor’un ihtiyacı; yönetimde somut takip, kulübede daha dengeli kararlar, sahada daha yüksek sorumluluktur.
Karagümrük’te iki puan son saniyelerde gitti. Bir sonraki kaybı önleyecek dersler ise maçın çok daha önceki dakikalarında duruyor.
Facebook Yorumları